Özellikle İstanbul’da yaşayan bilir, burada bir yerden bir yere gitmek macera niteliği taşır çoğu zaman. Hoş özellikle burada yaşayanlar dedim ama aslında diğer ülkelerden burayı ziyaret etmiş birileriyle bile konuştuğunuzda ve sorduğunuzda ” Neleri beğenmendiniz?” diye trafik problemi ve ulaşım eksikliğinden mutlaka dem vururlar. Neyse ben ulaşım eksikleri ve trafik sorunlarına girmeyeceğim de taksiciler üzerine yoğunlaşacağım bugün .
Şimdi taksici demişken onları belirli gruplara ayırmamız pek mümkün değil , hepsinin ayrı ayrı kendine özgü özellikleri var ama bugünkü konumun ana maddesi taksiyle nispeten daha uzak ve daha yakın yerlere gitmek olduğundan ben onları diğer tüm özelliklerinden mahrum ederek ikiye ayıracağım: “Müşterisini yakın olsun ,uzak olsun her yere götürmeyi kabul edenler ve üzerlerine ,diğerleri yüzünden, yapışmış olan -yakın yol tarif ettiğinizde deliren taksici – ünvanından sıkılanlar” ve “Yakın bir muhit tarif ettiğinizde binbir trip atıp ,üfleye püfleye yolculuğunuzu zehir edenler”
.
İki grubu da anlatmaya başlamadan önce şunu belirmek isterim ki ben empati konusunda gayet başarılı bir insanımdır ve evet şiddetle kabul ediyorum ki tüm gün İstanbul trafiğinde dolaşmak -üstelik bu bir de bir zorunluluksa yani meslekse,bu işten para kazmak zorundaysa insan- insanı çileden çıkarmanın üstüne delirmenin eşiğine getirebilir hatta delirtebilir bile fakat ne yazık ki özellikle ülkemizde her mesleğin kendine göre katmerli zorlukları vardır, herkesin kendine göre türlü türlü dertleri vardır , o nedenle de kimse kimseyi çekmek zorunda değildir ki bu yüzden herkes birbirine karşı saygılı olursa birşeyler çözümlenebilir.
İlk önce ikinci gruptan yani agresiflerden başlamak istiyorum. Ben Altıntepe’de yaşıyorum ve burası ,bilmeyenler için söyleyeyim, Bostancı ile Küçükyalı arasında yokuşlarla dolu şirin bir semttir.Şirin olmasına şirindir ama yokuşları adamın iflağını keser, özellikle çok yorucu bir gün geçirildiyse pek çıkası gelmez insanın. Ayrıca her yere yakındır ulaşım fakat yine de birçok durağa ulaşmak için bayağı yürüme mesafesi vardır. Örneğin ben Bostancı sahildeki sarı dolmuşlara gitmeye kalktığımda yazın sıcağında veya geceleri çok acı çekebiliyorum. Bir de yakın zamanda köpekler sardı bizim tarafları, sürüler halinde gezinip ,gördükleri her şeye havlayaraktan-özellikle geceleri- evlerine gitmeye çabalayan insanları fazlasıyla korkutuyorlar.Tüm şartlardan bahsettim konuma döneyim, bu tarz taksicilerin var olduğunu hep bilirdim fakat bir gece gerçekten çileden çıktım . Bostancı sahilde indim dolmuştan , saat olmuş gecenin bir yarısı . Eve yürümeye kalksam başıma bir şeyler gelme ihtimali çok yüksek. İnsan kız başına yürüyemiyor öyle İstanbul sokaklarında rahat rahat. Dedim ki ben de şurdan bir taksi çevireyim . Çevirdim ve yolu tarif ettim. Adam üflemeye falan başladı. Üflüyor püflüyor , sonra konuşmaya başladı . Yok efendim bu kadarlık yol için taksi tutulur muymuş, yürüseymişim olmaz mıymış vs vs. Asabım bozuldu tabii ama muhattap olmamaya çabalıyorum ben , dışarıyı izliyorum camdan. Neyse sonunda geldik evin oraya ,parayı verdim, kapıyı açtım tam inerken adam hareket etti. Ben kendimi dışarı attım da bir şey olmadı . Kapı bile kapanmadı, gidiyor bu manyak. Sanki annesine küfrettim he. Tam manyak yani. Bunun olduğu saatler de bu arada gece bir falan, gece tarifesi açık zaten. Hadi onu da geçtim, sokaklarda in cin top oynuyor zaten, tek tük insan var yani hani böyle müşteri kaynadığı bir saat olsa dicem adam sinirlendi ,yakın mesafe tabii başka birini alabilirdi diye de böyle bir durum zaten mevcut değil. Hadi müşteri de dolu sokaklar diyelim, ben kız başıma o saatte o yolu nasıl çıkarım, güya namus bekçisi geçiniyorlar da hesap versinler o zaman. İşim vardı kardeşim, geç saatte gelmek zorunda kaldım bizim taraflara ne yani ev yakın diye gecenin kör karanlığında köpeklerin ve potansiyel sapıkların arasından mı geçeyim senin keyfin olsun diye. Ayrıca parası neyse veriyoruz sanki bedavaya götür dedik. Neyse, bu ve buna benzeri bir sürü olay daha yaşadıktan sonra taksicilere karşı fena halde antipati oluştu bende.
Ha bir de şu sürekli taksi çağırdığın durağın taksicisinden trip yeme olayı var ki o daha da beter. Bizim eve çok yakın bir taksi durağı var , bir yere gidilecek olunursa mutlaka oradan çağırılır taksiler bizim evde. Şöförler genelde gayet saygılı ve düzgün insanlardır aslında , çok beğeniriz oradan gelir taksi bize mutlaka. Envayi çeşit yere gittik yani. Buradan taaa Atatürk Havalimanın’ na gitmediğimiz mi kalmadı, yeri geldi Sarıyer’e kadar gittik. Hadi tüm bunları geçtim, ben her pazar günü elimde bavul olduğu için oradan taksi çağırıp Kadıköy iskelesine giderim zaten servise binmek için. Her pazar. Neyse bir gün gene çağırdık ,bu sefer Bostancı sahile gidicem sarı dolmuşların oraya bindim söyledim.Bu sefer usturuplu trip atma seansları. Biraz üfleme var falan.Tam iniyorum, parayı verdim , her zamanki gibi iyi günler dedim tık yok adamda . İndim , bastı gitti zaten hemen. Ay hasta oldum yani. Bu da gerçi bir kere oldu durağın hakkını yemeyim de gene de sinir bozmaya yetiyor.
Tüm bu olaylardan sonra tabii insan tedirgin oluyor taksiye binmeye çabalarken. Artık daha temkinliyim ,daha binerken soruyorum , şuraya şuraya gitcem bakın sorun olur mu diye. Aslında ne kadar mantıksız, götürecek tabii işi ne ama işte insan kendini garantiye almak istiyor. Burada diğer anlayışlı taksici modeli devreye giriyor. Bir gün gene bindim , böyle böyle ben şuraya gitcektim de sorun olur mu dedim. Saat öğlenin ortası ,hava yapış yapış, o yokuştan çıksam eve varana kadar hastanelik olurum o derece yani. Neyse ben sordum ya “Aaa neden soruyorsun ki kızım tabii götürürüm , ne demek yani, bizim işimiz bu” dedi şöför amca. Ben tabii şoklardan şoklara koşuyorum. ” Evet de işte bir iki kere denk geldim agresif bir takım şöförlere , artık baştan söylüyorum” dedim. Amca başladı söylenmeye “Onlar yüzünden zaten bizim işlerimiz kesat gidiyor, müşteri tepkili tabii. Herkes bizi de o edepsizlerden sanıyor , kurunun yanında yaş da yanıyor . Anlamıyorum ben bir de onları. Yani parasını veriyorsun, gene taksimetre yazıyor.Herkes uzak mesafe gitmek zorunda değil ki. Bir de zaten bu krizde günde bir uzak mesafe gitti mi şükrediyor insan, bizim ekmek paramız sizsiniz.” dedi. İnanamıyordum. Amca mükemmel konuştu, tüm dertlerimi ve eleştirilerimi özetledi kendi cümleleriyle.Amcayı öpesim geldi valla. Sonra inerken tabii teşekkür ettim bu kadar sağduyulu olduğu için.Bizim de onlara ihtiyacımız var çünkü, böyle mantıklı, saygılı ve sağduyulu şöförlere.
Bu gruptan ikinci bir olay da geçenlerde yaşandı. Kadıköy’deydim Doğuş Üniversitesi’ne gitmem gerekiyor. İskelede müşteri bekleyen taksiden birine sordum, “Üniversiteye gideceğim de biliyor musunuz tam olarak yerini, ben tarif edemem “dedim. Adam bilmiyorum dedi. Ne kadr mümkün Allah aşkına bilmemesi, sen bütün gün İstanbul’u karış karış gez, bir de bu tarafın taksisisin, ne kadar mümkün yani. Ben kaldım böyle başka bir taksi için bakınırken “Hanımefendi ” diye seslendi biri. Başka bir taksi. “Nereye götürmeyi kabul etmedi , ben götürürüm “dedi. Dedim “kabul etmedi değil de bilmiyormuş”. Yok artık dedi o da zaten , bilinmez mi yani Acıbadem’de sonuçta . Gayet muhabbet ederek gittik, bana minibüsle naıl ulaşabileceğime kadar anlattı sağolsun. O da sövdü bi o kahrolası agresif ve kendini kurnaz sanan şöförlere.
Demek ki neymiş her taksici aynı değilmiş ve diğer terbiyesizler yüzünden gayet saygılı olanların da canı yanıyormuş. Demek ki neymiş mesele uzun mesafeye götürmek değil, ekmek parası kazanmaya çalışmakmış ama diğer gerizekalı şöförler bunu anlayamıyor, yazık. Demek ki neymiş efendim öyle yürü mürü denmezmiş müşteriye, yeri gelir kriz olur yakın mesafe müşterisi bile bulamazken o müşteriyi bile ararmısın.Ya şu tapındığım sağduyulu taksici abilerim şu diğer sinir bozucu gerizekalıları bir temiz dövse de onlar da rahatlasak biz de diyorum bazen.