Pages

3 Temmuz 2012 Salı

Ben artık MEZUNum :)

     Bugün 3 Temmuz ve ben sadece 4 gün sonra kepimi fırlatacağım :) Hala inanamıyorum üniversite eğitimimin bitmiş olmasına.... Çok klişe olacak belki ama gerçekten daha dün gibi okuldaki ilk günüm..
    Yıl 2007 , aylardan ise Ekim idi. Yurtta kalacağım için hafta sonundan gitmiştim okula. Eşyalarımı yerleştirdik ailemle beraber.. Gitme vakitleri yaklaştıkça nabzım daha hızlı atar oldu. Bir yandan delicesine istekli ve heyecanlıydım, çünkü ne de olsa artık yalnız yaşayacak ve üniversite hayatımı doya doya, özgürce yaşayabilecektim. Diğer yandan korkuyordum, çünkü ilk defa yalnız yaşama deneyimine erişecektim. Ben bunları düşünürken, zaman geçti ve ailem evlerine döndü. Tek başıma kalmıştım, pencereden dışarı baktım. Mükemmel bir orman manzarası vardı. Manzaraya daldım ve dedim ki kendi kendime : " Şapşallaşma kızım, hayat işte şimdi başlıyor. Büyüyorsun, kim bilir ne tecrübeler edinecek , kimlerle arkadaş olacaksın... Ne anıların olacak bu okulda, bu yurtta... Silkelen , kendine gel! Her şey çok güzel olacak :)"
     Dün gibi işte... Sonra zaman geçti, dersler ağırlaştı , uykusuz geceler arttı. Bunun yanında hocalarımız ve diğer öğrencilerle adeta bir aile gibi olduk. Yeri geldi hocalarımla dertleştim, kişisel problemlerim hakkında bile akıl aldım. Haklarını asla ödeyemem... Hepsi ayrı ayrı çok değerli, mühim insanlar benim yaşamımda...
     Sonra arkadaşlarım... Bir çok insan girdi yaşamıma üniversitede.. Hepsi de hayatımda izler bıraktı. Küslükler de oldu tabii... Ama aralarından bir kaç özel insan hep benimleydi ve eminim hep benimle olacaklar... Üniversitenin bana verdiği en değerli hediyeler onlar... Ailem artık onlar da bir nevi, yıllarca beraber yaşadık, destek olduk birbirimize... Kötü zamanlarımında da yanımda oldular, destek oldular, inandılar bana... İyi zamanlarımda da mutluluğumu, neşemi, heyecanımı paylaştılar...
      Bölümümü (Uluslararası İlişkiler) delicesine sevdim, şanslı insanlardan biriyim işte. Her dersten ayrı zevk aldım. Bu bölüm hayata bakış açımı genişletti, köşelerimi yumuşattı. Artık dünyaya daha farklı bakıyorum kesinlikle. Hocalarımdan ve okuduklarımdan ön yargının ne kadar gereksiz ve insanı gerileten bir şey olduğunu öğrendim. Çevremizde gelişen olaylara bir çok farklı açıdan bakıp, değerlendirebilmeyi öğrendim. Gerçekten çok şanslıyım, burada çok şey öğrendim...
       Veee tabii ki Erasmus :) Hayatımın en güzel günlerini yaşadım Hollanda'da... Neredeyse her kültürden arkadaş edindim. Şu an Avrupa'dan Japonya'ya, Hindistan'dan Amerika'ya hatta Afrika'ya, dünyanın bir çok ülkesinde arkadaşlarım var. Bir çok yer gördüm, bir çok deneyim edindim. Bir insanın 6 ayda edinebileceğinden çok daha geniş ve önemli deneyimler...
        Şimdi bütün bunları yazıya dökünce hakikaten ne kadar şanslı olduğumu gördüm. Şu an suratımda buruk bir gülümseme var. Bir yandan başarıyla mezun olmanın gururunu, diğer yandan ise 5 senedir evim olan okulumdan mezun olmanın burukluğu... Ama mutluyum, umutluyum ve gururluyum. Korku hissetmemin normal olduğunu biliyorum, ne de olsa üniversiteye başlarken de korkmuştum , hatta Erasmus'a giderken tir tir titriyordum :) Her şey güzel olacak eninde sonunda. Belki zor olacak, azim gerektirecek, hatta zaman zaman yıldıracak ama vazgeçmeyen için yolun sonunda ışık illa ki var ve olacak..
   
   

24 Şubat 2012 Cuma

Bir Mezun Adayının Paylaşımları- #1

      Uzun zamandır yazamıyorum. Konuya direkt girdim , çünkü gerçekten zorlanıyorum. Neden yazamadığım hakkında bir kaç teori yürüttüysem de gerçek sebebini hala keşfedebilmiş değilim. Aynı zamanda bu aralar okuyamıyorum da... Bir kitaba heyecanlı heyecanlı başlayıp yarım bırakıyorum- ki bir kitabı yarım bırakmaktan nefret ederim. Şu aralar düzgünce yapabildiğim tek şey film izlemek , e bu da bir şeydir, en azından bir şekilde oyalanabiliyorum.
       Çok sabırsızım, sanırım sebep bu. Hiç bir şeye adam gibi odaklanamıyorum, kendimi veremiyorum. Eskiden okurdum, okumaktan uykusuz geceler geçirirdim. Sırf bir kitabı bitirebilmek için dersleri kaçırdığım olurdu, o derece bağımlıydım yani. Bu bağımlılık hala sürüyor aslında... Kütüphaneden kitaplar ödünç alıyorum devamlı, onları kokluyorum mesela ... Sayfalarını özenle çeviriyorum, ISBN numarasına kadar bakıyorum. Ama başlayıp devamını getiremiyorum. Bir çok insan anlamayabilir ama bu beni gerçekten çok üzüyor.
     Yazmak istiyorum bir de... Delicesine istiyorum. İçime attıklarımı, hayalini kurduklarımı, arzuladıklarımı, üzüldüklerimi, sevindiklerimi, kısaca hayatımı etkileyenleri, düşüncelerimi şekillendirenleri yazıya dökmek istiyorum. Ama yapamıyorum. Resmen kilitlendim. Üretken hiç bir faaliyette bulunmuyorum, tersine sürekli tüketiyorum bir şeyleri... Duygularımı, hayallerimi, düşüncelerimi tabakta kalan yemekler gibi çöpe fırlatıyorum. İçim burkuluyor ama elimden diğer türlüsü gelmiyor şu ara. Aslında bu boşvermişliğime de ayrı sinirleniyorum. Pes etme diyorum, olur arada diyorum, kafanda bir sürü düşünce ve endişe var diyorum ama ileri doğru bir hamlede de bulunmuyorum.
     Bütün bunların en büyük sebebi kaygı aslında bence. Zaman geçiyor, ben olduğum yerde duruyorum- hatta belki de geriliyorum. Devamlı aklımda sorular var : Okul bitince ne olacak? Şimdi yetişkin mi oluyorum yani ? Sorumluluklarla nasıl başa çıkacağım? Akademisyen olmak istiyorum ama çok sorumsuz ve disiplinsizim, nasıl başaracağım? Benden başarılı bir sürü insan var, benim özelliğim ne ki ? Acaba vaz mı geçsem ? Bir şirkette çalışırım? Ama yok o da olmaz , bana gelmez rutin işler !?! Şirketler de mum yakmış beni bekliyorlar zaten ... Ya hayallerim ne olacak? Yurtdışında master, doktora ? Off işte bunlar ve bunlar gibi yüzlerce soru ve düşünce kemirip duruyor beynimi.
      Sanırım mezun olmak üzere olan her Türk gencinin yaşadığı şeyleri yaşıyorum şu ara. Geleceğim hiç olmadığı kadar karanlık görünüyor gözüme. Umudum sıfıra yakın ve bu umutsuzluk benim gerilememe sebep oluyor. Aslında endişelenmek de yararlı bir noktada. İnsan endişelenince düşünüyor en azından . Araştırma yapıyorum hangi okullar olur, nasıl olur, hangi alanda devam etsem vs.
     Bütün bu akademik kaygıların yanında sosyal kaygılar da var tabii. Üniversite bitiyor! Üniversite insana bir çok özgürlük sağlıyor. Mesela aslında bakıldığında çoğu kişi için sorumluluklar asgari seviyede. Bizden beklenen şey ders çalışmak, çok okumak , kendimizi geliştirmek vs.  Bunları halledince istediğin kadar gez , eğlen. Yaz tatili diye bir kavram var bir kere! Gez, dolaş, ye, iç, istersen çalış... Ama üniversite bitince bunlar da sona eriyor gibi geliyor bana.  Üniversite sonrası karanlık benim için, çünkü bu zamana kadar adam gibi oturup düşünmedim üniversite sonrası için. Notlarım iyiydi, kendimi geliştirmeye çalıştım, erasmusa gittim yeni insanlar ve kültürler keşfettim, yabancı bir ülkede tek başıma ayaklarımın üstünde durmayı öğrendim vs. Ama geleceği çok da sorgulamadım. Ve şimdi tüm o sorgulamadıklarım, aniden başıma üşüştü .
     Şu yaklaşık 6 aylık süreçte tüm bu kaygılarımdan kurtulmak için kendimi eğlenceye verdim :) Endişelerimle yüzleşmekten çok , onlardan kaçmaya çalıştım da diyebiliriz. Ama bu bir çözüm değil ne yazık ki . Başımı yastığa koyduğumda saatler geçiyor uyuyabilmem için. Ben de bu sebepten dolayı artık kaçmamaya karar verdim. Bu dönem elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağım. Master için hazırlanacağım. Ales çok yakın ama onun için de elimden geleni yapacağım. Yüzleşmek lazım bir an önce sorunlarla, endişelerle. Ertelemek daha da yıpratıyor insanı.
 
    Umarım sabrederek ve azmederek şu mezun adayı sendromunu hayırlısıyla kazasız belasız atlatabilirim . Ve umarım buraya yeni yazılar da yazarım yakın zamanda , özlemişim canım blogumu :)